4 Ekim 2012 Perşembe

La Vita e Bella (Hayat Güzeldir)

Neden bu yazıya böyle bir başlık koydun diye soranlar olabilir.  Ben de sordum kendime ama mantıklı bir cevap veremedim, içimden öyle geldi diye kestirip attım.  Hayat güzeldir işte, her günü ayrı bir macera, sürprizlerle dolu kocaman bir kutu, rengarenk bir gökkuşağı ve gizemli, sonu hiç tahmin edilemeyen bir kitap gibi. La Vita e Bella! (dinlemek isteyenler için)

Tuna ve Nil'in büyümelerini izlerken pek çok karmaşık duygu yaşıyorum.  Sevinç, heyecan, endişe, merak, hüzün ve en çok da mutluluk.  Aynı anda doğan, aynı anne baba ile aynı evde aynı imkanlarla büyüyen iki yaratığın nasıl da birbirinden apayrı iki karakter geliştirdiğine her gün şaşırıyorum.

işte mucize bu
Nil son derece cilveli, bıcır bıcır, romantik bir cadı.  (evet, romantik ve cadı yanlış duymadınız)
Tuna komik, karizmasına düşkün, her işini kendisi yapan, yerinde duramayan bir serseri mayın.

Nil dans etmeyi seviyor, prenses gibi elbiseler giymek istiyor.  Okula giderken asla pantolon giymek istemiyor ve "bu prenses olmadı" diye itiraz ediyor.

hadi anneee, okula geç kaldık!
Tuna şarkı söylemeye bayılıyor, bu sıralar favorisi "Ai se tu pego" mesela.  Tümünü söylüyor üstelik.
Tuna da kıyafetlerine düşkün, içine tshirt giydiği gömleğinin önü açık kalsın istiyor.  Ayna karşısına geçip tıraş oluyor gibi yapıyor, saçlarını tarıyor ve sonra da "baba gibi oldum" diyor. Bir de kızlara göz kırpmayı öğretmiş babası, gülmekten ölürsünüz.

Nil pilav ve makarna'ya bayılırken Tuna salata ve yoğurt yemeyi çok seviyor.

Nil bir konuya konsantre olup uzun süre ilgilenebilirken Tuna bir saniye yerinde duramıyor.

Tuna tam bir temizlik delisi,

Anneeee, bahçede yapraklar var, süpürmem lazım

Nil tam bir pozcu, tiyatrocu.

Pozcu Nil
İkisinin anlaştığı konular da var elbette.  İkisi de süt içmeyi çok seviyor.  İkisi de çok hareketli, koşturmayı, zıplamayı seviyorlar.  Araba ile seyahat etmekten hoşlanıyorlar ve bu bizi çok mutlu ediyor.  (gezme meraklısı anne baba olunca mecbur alıştılar belki de)
İkisi de sıcakkanlı, insan ilişkilerinin iyi olduğunu düşünüyorum ve tabii ikisi de oldukça inatçı.  Kime çektilerse artık? :)

Bu kadar nottan sonra aklıma gelen komik bir durumu anlatmadan geçmeyeyim.  Bu, kadın-erkek farkını çok net ortaya koyuyor bence.  Bir alışveriş merkezinde büyük bir trene bindik, içeride bir iki tur atıyor, büyükler de binebiliyor.  Tren hareket etti, mağazaların önünden geçmeye başladı.  Nil büyük bir heyecan ve merakla ışıl ışık vitrinlere bakarken Tuna pencereden sarkmış trenin tekerleklerini inceliyordu! :)  Bence şahane!

Bugün konudan konuya atlamak istiyorum, fazla planlamadan yazmak geldi içimden.

Tuna ve Nil kreşe başlayalı tam 1 ay geçti.  Bu adaptasyon sürecinde bir iki gün "anne gitmeeee!" diye sızlanmaları haricinde çok uyumlu ve akıllı davrandıklarını düşünüyorum.  Kendime pay çıkartmadan duramayacağım, ben de çok kararlı davrandım ve duygusallığı bir kenara bırakıp çocuklarım için iyi bir şey yaptığıma ikna oldum.  Evet itiraf ediyorum, bir gün çok ağladılar ikisi birden ve onlar sınıfa gidince ben de salya sümük ağladım, çıktım sahilde yürüdüm.  Kendimi çok kötü hissettim.  Sonra tekrar mantıklı düşünmeye başladım, artık onlar bağımsız, benden bağımsız, birer insan olarak hayata ilk adımlarını attılar ve ben bunun için çok mutluyum.  Onları deli gibi özlüyorum, işten öğlen dönüyorum eve ve akşamüzeri onları okuldan alacağım saati iple çekiyorum.  Nasıl da dolduruyorlar evi, nasıl tatlılar...

Eylül'de önemli bir kutlamaya katıldık.  8 senelik "İzmirli" olarak 9 Eylül kutlamalarında Türk Yıldızlarını ve Solo Türk gösterisini izledik kalbimiz güm güm atarak.  Ama aynı gün kalbimizin yerinden fırlamasına sebep olan bir olay yaşadık, o kalabalığın içinde Nil birden süratle koşarak gözümüzden kayboldu, hem de gözümüzün önünde.  Neyse ki gittiği yönden geri koşmayı akıl etti, biz de aklımızı yitirmeden bu olayı ucuz atlatmış olduk.  Bir daha bu kadar kalabalığa girersek ikisini de koluma kelepçelemeyi düşünüyorum galiba.

9 Eylül 2012 *  İzmir Gündoğdu Meydanı
Bu arada söylemeden geçilmez, Eylül sonunda ayında son bir kez haftasonu kaçamağı yaptık ve denize gittik.  Bu sene Didim'e hiç gitmemiştik, çok kalabalıklaştığı için istememiştik.  Ama Eylül'de Didim cennet gibi, huzur dolu ve en önemlisi az insan var.

Didim - karşısı Akbük ve Kazıklıkoy
Tuna ve Nil bol bol yüzdüler, eğlendiler, biz de temiz havanın, denizin güneşin son demlerinin tadını çıkarttık.  Sessizliğin sesini dinledik.

Havuz gibi
Şimdi de Kurban Bayramı tatilini iple çekiyoruz.  Ailemiz Antalya'da buluşuyor, annem ve babam, ablamlar, biz, çok keyifli geçeceğinden eminim.  Ekim sonunda denize girilir mi?  Kesinlikle eveeet!

Şimdilik bana müsaade, bu yazı daha da karmaşık olmadan sessizce uzaklaşıyorum.


8 yorum:

  1. bir ikiz eşi ve ikiz erkek kardeşleri olan biri olarak söylediklerine katılıyorum(karakterler olarak)Büyüdükçe daha bir ayrı ayrı olacaklar.ama kalpler aynı.sağlıklı,neşeli kreş günleri olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim :) birbirlerini çok seviyorlar, en önemlisi de bu

      Sil
  2. insan bu kadar farklı olabileceklerine şaşırıyor gerçekten, ikiz olmasalar da bizm evde de var iki farklı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D çok güzel onların büyümesini izlemek

      Sil
  3. benim ikizlerimin ikisi de kız olmasına rağmen bambaşkalar bu arada ikiz annesi için her zaman hayat güzeldir,sevgiler
    defnevderin.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki kız da çok eğlenceli olmalı herhalde. Uzun, sağlıklı ömürleri olsun.

      Sil
  4. Maşallah çok tatlılar, tüm okul hayatları güzel geçsin inşallah:)

    YanıtlaSil